
Bu akşam buluşulan ve uzun zamandır görülmeyen bir dost, uzun zamandır neden yazmadığım sorusunu sordurttu bana...
Ben mezun olmuştum, o ise hala öğrenciydi..
O çalışıyordu, bense işsizdim..
O sevgilisinden ayrılmaya gidiyordu bir başka şehre, üstelik sevdiği halde.. Bense sevgilimi ona ilk kez tanıştırıyordum..
Bunca tezat arasında uyumluluk gösteren tek şey birbirimizi çok sevmemiz ve birlikte mutlu oluşumuzdu.. Eski günlerdeki gibi ama eski günlerde kalmayan, aradan yıllar geçse ve biz hiç görüşmesek de onu gördüğümde yine aynı ben olacağıma inandıran bir mutluluk...
Sonra üzerinden çok zaman geçmese de çok geride kaldığını hatta hatırladıkça masal gibi geldiğini farkettiğim öğrencilik günleri geldi aklıma.. Öğrencilik yıllarında akşam 4'te uyanıp sabah 6 da eve dönen, sabah kahvaltısını akşamın 5'inde sınırsız pizza ve kola ile yapan, sabahlara kadar dans edip, her gece aynı tempoya dayanabilen, aynı şarkıları haftanın 5 günü dinlemekten bıkmayan, aynı içkileri her gün tüketebilen, Ekim'de botları çıkarıp denize girebilen, dünyanın tüm kilo aldırıcı yemeklerini yemesine rağmen yaşadığı hayatın hareketliliğine vücudunu da uydurup, bir de üzerine kilo veren bir kişiliktim ben..
Ancak etrafımda biyolojik yaşı ilerlemiş olan herkesin söylediği gibi bir gün sen de bıkacaksın lafı doğru çıktı.. Etrafımdaki herkes çalışmaya başladı, Taksim geceleri belli bir saatten sonra keyif vermemeye hatta yormaya başladı, sabaha kadar yüksek bir müzikle tepinmek yerine sevdiğim adamla film izlemek, bir günlüğüne şehir dışına kaçmak, hatta yemek yemek bile daha çok keyif vermeye başladı..

Geçtiğimiz yıl çok fazla şey değişti hayatımda, bir aşk, iki iş, bir mezuniyet, pek çok karar ve bir sonuç...
Önce bir aşk.. Hayatıma bir aşk girdi, haftalık ya da günlük flörtler gibi değil, beni kimsenin yapamayacağı bir şekilde yalnızca onunla olma isteğine iten bir aşk olarak geldi hayatıma o adam.. Çoğu zaman tehlikeli olan bu durum bu kez tehlikeli değil, çok içten, çok çıkarsız, çok gerçek ve çok tereddütsüzdü...
Sonra bir iş.. Önce mükemmel bir iş yerinde harika günler geçirdiğim ve harika insanlarla tanıştığım Coca-Cola günleri.. Sonra çalışmaktan kendimi aynada görmeye zor fırsat bulduğum bir medya ajansı.. Ve bu tempoda tez yazmanın imkansız olduğu gerçeğinin yüzüme vurması ile okuldan atılmamak için istifa edişim geldi ardından... Yani sonuç yeniden işsizlik..
Ve mezuniyet.. İstifam işe yaradı ve yaklaşık 1,5 ay boyunca her gün tez yazılarak bitirildi.. Artık bir yüksek lisans mezunuydum..
Şimdi yeni bir hayat, yeni bir ev, yeni bir iş ve yeni bir dünya sahibi olma yolunda ilerliyorum.. İlerlerken de karşıma pek çok paylaşılacak şey çıkıyor.. Bu nedenle yeniden yazmaya karar verdim.. Tam bir yıl önce yazdığım bir söz bana bu kararı verdirtti..
Bu yıl bana daha önceden bildiğim bir şeyi daha yoğun olarak hissettirdi.. Yaptığımız herşeyin aslında tek bir nedeni var.. Mutlu olmak.. Mutlu olduğunuz kişiyle olun, sizi mutsuz eden insanları hayatınızdan çıkarın, ne kadar hafiflediğinize inanamayacaksınız.. Mutlu oluyorsanız 5 kuruş paranız yoksa bile ne yapıp edip sevgilinize o çok istediği hediyeyi alın.. Yüzündeki mutluluğu görmek herşeye değiyor.. Sizi mutlu eden insanlara vakit ayırın.. Mutlu olduğunuz işte çalışın, mutlu değilseniz, mutlu olacağınız bir tanesini arayın.. Kendinizi iyi hissedeceğiniz bir evde yaşayın, sevdiğiniz eşyalar alın, hepsi aynı anda olmak zorunda değil, yavaş ilerlemek sürekli beklemekten iyidir..
Nasihat, bilmişlik ya da ukalalık ediyorum sanmayın, aslında bunların hepsi kendime söylediğim sözlerdir.. Çabalamayı bırkatığımı hissettiğim anda kendime söylediğim tüm sözler...
foto-1: hope by barary
foto-2: balloon by LolaCraven